Milli Eğitim Bakanlığı, geçtiğimiz 5 yılda olduğu gibi bu sene de tarih öğretmenlerini “Tarih, Kültür ve Medeniyet Semineri” programına davet etti. Osmanlı Devleti’ne yüzyıllar boyunca başkentlik yapmış olan İstanbul bu seminerin ev sahibiydi ve 81 ilden 600 civarında tarih öğretmeni, bu seminer programında bir araya geldi. Manisa’da bir tarih öğretmeni olarak görev yapan ben de o 600 kişinin içerisindeydim.
Seminer deyince akıllara ilk olarak öğretmenlerin
bir salonda toplanarak onlara bir konu hakkında ayrıntılı bilgi yüklemesi
yapıldığı gelse de bu seminer programı
içinde barındırdığı bazı kültür gezileri
sayesinde bu imajı dağıtarak diğer seminerlerden farklı olacağını
ortaya koymuştu.
Seminer programının ilk gününde programın gerçekleşeceği
otelin girişinde katılımcı öğretmenlere MEB tarafından hazırlanan küçük bir
çanta verildi. Bu küçük çantanın içerisinde MEB logosunun bulunduğu kalem, dosya,
not defteri ve bir kitap bulunuyordu. Konuştuğum öğretmenlerden edindiğim
bilgiye göre her öğretmene verilen çantaya farklı kitaplar koyulmuş. Bana ise
Erhan Afyoncu hocamın Yeditepe Yayınevinden çıkan “Herkes İçin Kısa Osmanlı
Tarihi” kitabı denk gelmişti.
Sayın bakanın yurt dışı programı olduğu için programın açılış konuşmasını MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Cevdet Vural gerçekleştirdi. Onun ardından kürsüye gelen MSÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, yaptığı konuşmada liselerde tarih eğitimi konusunda bazı eksikliklerin ve yanlışlıkların bulunduğunu belirterek düzeltilmesi gerektiğini aktardıktan sonra Avrupa merkezli tarih anlayışı yerine Türk tarihi merkezli bir tarih eğitim modelinin oluşturulmasının gerekliliğini vurgulayarak tarihin süreklilik sağlayan bir bilim dalı olduğunu söyledi. Ayrıca 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılı için yeni tarih müfredatı hazırlanıp buna uygun yeni ders kitaplarının yazılacağını söyledi. Konuşmasının bitiminde katılımcılarla birlikte toplu fotoğraf çekimi yapıldı.
Programa davet edilen akademisyenlerin her biri
alanında uzman ve çoğunlukla Marmara Üniversitesi bünyesinde görevli olan akademisyenlerdi.
Bu durum Marmara Üniversitesi’nden mezun olan bir tarih öğretmeni olarak beni
ziyadesiyle mutlu etmişti. Dersini aldığım hocalarımla mezun olduktan sonra
öğretmen olarak karşılaşmak, onlarla selamlaşmak, kısa da olsa konuşmak benim için
paha biçilemez anlar oldu.
Protokol konuşmalarından sonra seminerin ilk gün
program akışı Prof. Dr. Okan Yeşilot, Prof. Dr. Aydın Usta, Prof. Dr. Ahmet
Taşağıl ve Prof. Dr. Mustafa Sabri Küçükaşçı hocaların konuşmalarıyla devam etti.
İlk gün içerisinde beni en çok şaşırtan bilgi, “İlk Müslüman Türk Devleti’nin
İtil Bulgarları değil Samaniler olduğunun” Prof. Dr. Aydın Usta tarafından aktarılmasıydı.
Maveraünnehir bölgesinde kurulan Samanilerin bilinenin aksine Türk olduklarını,
diğer Türk devletlerinin ve boylarının İslamiyet’i Samaniler aracılığı ile
öğrendikleri ve yeni ortaya çıkan kaynaklar doğrultusunda açıkladı. Prof. Dr.
Erhan Afyoncu’nun basılacağından bahsettiği yeni tarih ders kitaplarına İlk
Müslüman Türk Devleti’nin Samaniler yazılması gerektiğini söyledi. Bu durum aslında
bir belgenin ortaya çıkarılmasıyla tarihi bilginin nasıl revizyona
uğrayabileceğini açıkça ortaya koymuş oldu. Çünkü bundan birkaç yıl önce MEB, İlk
Müslüman Türk devletinin Karahanlılar değil İtil Bulgarları olduğunu ders
kitaplarında belirtmişti.
İkinci gün program akışı sabah namazının Eyüp Sultan
Camii'nde kılınması, Eyüp Sultan Türbesi’nin ziyaret edilmesi ve Pierre Loti’de gün
doğumunun seyriyle başlamış oldu. İkinci günde ise Prof. Dr. Uğur Demir, Dr.
Coşkun Yılmaz ve Prof. Dr. Vahdettin Engin hocalar konuşma yaptılar.
Konuşmasında Prof. Dr. Uğur Demir, öğrencilerin
liseden üniversitelerin tarih bölümlerine “bence”lik duygularıyla geldiğini ve
bu durumun öğrencilerin üniversitedeki eğitim sürecini zorlaştırdığını belirterek,
Osmanlı tarihinin tarih eğitiminde nasıl anlatılması gerektiğinden bahsetti.
Dr. Coşkun Yılmaz müzelerin tarih eğitimindeki
yerinden ve öneminden bahsetti.
Prof. Dr. Vahdettin Engin Osmanlı ve Cumhuriyetin
birbirinin devamı olduğunu ve Cumhuriyet ile Osmanlı’nın keskin çizgilerle
ayrılmaması gerektiğini vurguladı.
Konuşmacıların sunumlarından sonra Kâğıthane’ de bulunan
Osmanlı Arşivi Yerleşkesine gidilmek üzere yola çıkıldı. Osmanlı Arşivi’nin konferans
salonunda öğretmenlere “Arşiv ve tarih
eğitiminde arşiv kullanımı “ konusunda kısa bir sunum gerçekleştirildi. Arşiv
yayınlarına ait kitaplar katılımcılara dağıtılmasından sonra Arşiv Müzesi ve
arşiv araştırma salonu gezildi. Öğrencilik yıllarımda boş zamanlarımın çoğunu
geçirdiğim arşiv binasına bir öğretmen olarak gelmek, burada geçirdiğim günlerin
bana katmış olduğu önemli kazanımların meslek hayatıma olan etkilerini hissetmek
beni aşırı sevindirdi. Orada karşılaştığım tanıdık yüzlerin olması ve beni
unutmayan görevli memur arkadaşların bana selam vermesi ile geçmişten gelen bir
mutluluk tebessümü yüzüme yerleşti.
Üçüncü ve son günü seminer programın en farklı günü
oldu. Program Topkapı Sarayı Müzesi gezisi ile başladı. Her ne kadar
Topkapı Sarayı’na defalarca gitmiş ve hakkında
birçok şey biliyor olsam da bu seferki gidişim hepsinden farklı idi. Artık bir
tarih öğrencisi değil bir tarih öğretmeniyim ve
600 meslektaşım ile birlikte Osmanlı Devleti’nin kalbini keşfetmeye
çıkmıştım. Katılımcılar 50’şer kişilik gruplara ayrıldı ve İstanbul İl Milli
Eğitim Müdürlüğü tarafından ayarlanan rehberler eşliğinde gerçekleşen gezide gruplara Topkapı Saray’ı bölüm bölüm gezildi. Bende
içinde bulunduğum grupta yeri geldiğince saraya dair bildiğim bazı bilgileri diğer
öğretmenlere aktardım. Saray’ın bazı bölümleri restorasyonda olduğu için saray
turumuz beklenenden kısa sürdü. Hatıra fotoğrafları çekildikten sonra Gülhane
Parkı’nın içerisinde yer alan İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi gezildi. Oradan
da Ayasofya Camii’ne geçildi. Caminin ziyaretinden sonra burada Cuma namazı kılındı.
Namazın ardından İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü binasında yenilen öğle
yemeği sonrasında boğazda tura çıkıldı. Yaklaşık 1 saat civarında süren boğaz
turunda önce Avrupa yakası sahilinde bulunan eserler sonrada Anadolu yakası
sahilinde bulunan eserler görüldü. Teknenin Eminönü'ne geri dönmesiyle birlikte
dolu dolu geçen seminer programı sona ermiş oldu. Ülkenin her noktasından gelen
öğretmenler olarak güzel hatıralar ile
görev yerlerimize dönmek için yola çıktık.
Program hakkında genel bir değerlendirme yapacak
olursam; kendi açımdan bilmediğim birçok şeyi öğrenmiş oldum. Genç ve tecrübeli
öğretmenlerle tanışma imkânı buldum. Tecrübeli meslektaşlarımın anlattıklarından
kendime bazı paylar çıkarmaya çalıştım. En çok etkilendiğim noktaların başında
ise İstanbul’a ilk defa gelen meslektaşlarımın sayısının oldukça fazla olması gelmekte.
Seminer programının başlatılma sebeplerinden birinin bu durum olduğunu bir
meslektaşımdan yaptığımız konuşma sırasında öğrendim. Tarih öğretiminde başı
çeken tarih öğretmenlerinin yaşamış olduğu bu eksikliğin giderilmeye
çalışılması gayet sevindirici. Çünkü altı asıra yakın Osmanlı İmparatorluğu’na
başkentlik yapmış olan İstanbul’un bizzat gelip görmeyen bir tarih öğretmenin
bazı noktalarda eksik olduğunu düşünüyorum.
Konuşma yapan akademisyenlerin tarih eğitimine nerden
baktıklarını görmek benim için yeni ufuklar açtı ve yeni bakış açıları
kazandım. Benim açımdan oldukça faydalı bir program oldu.
Belirtmeden geçemeyeceğim ki, İstanbul İl Milli
Eğitim Müdürü Levent Yazıcı ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü personeline
misafirperverlikleri için ayrıca teşekkür ediyorum. Bizzat tek tek
öğretmenlerle ilgilenmeleri bizleri oldukça özel hissettirdi.
Her ne kadar ufak tefek bazı sorunlar olsa da Milli
Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenlere dair bu tarz programlarının artmasını temenni
ediyorum.










