5 Şubat 2023 Pazar

MEB’İN 2023 TARİH, KÜLTÜR VE MEDENİYET SEMİNERİNE DAİR



Milli Eğitim Bakanlığı, geçtiğimiz 5 yılda olduğu gibi bu sene de tarih öğretmenlerini  “Tarih, Kültür ve Medeniyet Semineri” programına davet etti.  Osmanlı Devleti’ne yüzyıllar boyunca başkentlik yapmış olan İstanbul bu seminerin ev sahibiydi ve 81 ilden 600 civarında tarih öğretmeni, bu seminer programında bir araya geldi. Manisa’da bir tarih öğretmeni olarak görev yapan ben de o 600 kişinin içerisindeydim.  

Seminer deyince akıllara ilk olarak öğretmenlerin bir salonda toplanarak onlara bir konu hakkında ayrıntılı bilgi yüklemesi yapıldığı gelse de bu seminer  programı içinde barındırdığı  bazı kültür gezileri sayesinde bu imajı dağıtarak diğer seminerlerden farklı olacağını ortaya koymuştu.

Seminer programının ilk gününde programın gerçekleşeceği otelin girişinde katılımcı öğretmenlere MEB tarafından hazırlanan küçük bir çanta verildi. Bu küçük çantanın içerisinde MEB logosunun bulunduğu kalem, dosya, not defteri ve bir kitap bulunuyordu. Konuştuğum öğretmenlerden edindiğim bilgiye göre her öğretmene verilen çantaya farklı kitaplar koyulmuş. Bana ise Erhan Afyoncu hocamın Yeditepe Yayınevinden çıkan “Herkes İçin Kısa Osmanlı Tarihi” kitabı denk gelmişti.


Sayın bakanın yurt dışı programı olduğu için programın açılış konuşmasını MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Cevdet Vural gerçekleştirdi. Onun ardından kürsüye gelen  MSÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, yaptığı konuşmada liselerde tarih eğitimi konusunda bazı eksikliklerin ve yanlışlıkların bulunduğunu belirterek  düzeltilmesi gerektiğini aktardıktan sonra Avrupa merkezli tarih anlayışı yerine Türk tarihi merkezli bir tarih eğitim modelinin oluşturulmasının gerekliliğini vurgulayarak  tarihin süreklilik sağlayan bir bilim dalı olduğunu söyledi. Ayrıca 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılı için  yeni tarih müfredatı hazırlanıp buna uygun yeni ders kitaplarının yazılacağını söyledi. Konuşmasının bitiminde katılımcılarla birlikte toplu fotoğraf çekimi yapıldı.




Programa davet edilen akademisyenlerin her biri alanında uzman ve çoğunlukla Marmara Üniversitesi bünyesinde görevli olan akademisyenlerdi. Bu durum Marmara Üniversitesi’nden mezun olan bir tarih öğretmeni olarak beni ziyadesiyle mutlu etmişti. Dersini aldığım hocalarımla mezun olduktan sonra öğretmen olarak karşılaşmak, onlarla selamlaşmak, kısa da olsa konuşmak benim için paha biçilemez anlar oldu.

Protokol konuşmalarından sonra seminerin ilk gün program akışı Prof. Dr. Okan Yeşilot, Prof. Dr. Aydın Usta, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ve Prof. Dr. Mustafa Sabri Küçükaşçı hocaların konuşmalarıyla devam etti. İlk gün içerisinde beni en çok şaşırtan bilgi, “İlk Müslüman Türk Devleti’nin İtil Bulgarları değil Samaniler olduğunun” Prof. Dr. Aydın Usta tarafından aktarılmasıydı. Maveraünnehir bölgesinde kurulan Samanilerin bilinenin aksine Türk olduklarını, diğer Türk devletlerinin ve boylarının İslamiyet’i Samaniler aracılığı ile öğrendikleri ve yeni ortaya çıkan kaynaklar doğrultusunda açıkladı. Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun basılacağından bahsettiği yeni tarih ders kitaplarına İlk Müslüman Türk Devleti’nin Samaniler yazılması gerektiğini söyledi. Bu durum aslında bir belgenin ortaya çıkarılmasıyla tarihi bilginin nasıl revizyona uğrayabileceğini açıkça ortaya koymuş oldu. Çünkü bundan birkaç yıl önce MEB, İlk Müslüman Türk devletinin Karahanlılar değil İtil Bulgarları olduğunu ders kitaplarında belirtmişti.

İkinci gün program akışı sabah namazının Eyüp Sultan Camii'nde kılınması, Eyüp Sultan Türbesi’nin ziyaret edilmesi ve Pierre Loti’de gün doğumunun seyriyle başlamış oldu. İkinci günde ise Prof. Dr. Uğur Demir, Dr. Coşkun Yılmaz ve Prof. Dr. Vahdettin Engin hocalar konuşma yaptılar.

Konuşmasında Prof. Dr. Uğur Demir, öğrencilerin liseden üniversitelerin tarih bölümlerine “bence”lik duygularıyla geldiğini ve bu durumun öğrencilerin üniversitedeki eğitim sürecini zorlaştırdığını belirterek, Osmanlı tarihinin tarih eğitiminde nasıl anlatılması gerektiğinden bahsetti.  



Dr. Coşkun Yılmaz müzelerin tarih eğitimindeki yerinden ve öneminden bahsetti.



Prof. Dr. Vahdettin Engin Osmanlı ve Cumhuriyetin birbirinin devamı olduğunu ve Cumhuriyet ile Osmanlı’nın keskin çizgilerle ayrılmaması gerektiğini vurguladı.



Konuşmacıların sunumlarından sonra Kâğıthane’ de bulunan Osmanlı Arşivi Yerleşkesine gidilmek üzere yola çıkıldı. Osmanlı Arşivi’nin konferans salonunda öğretmenlere  “Arşiv ve tarih eğitiminde arşiv kullanımı “ konusunda kısa bir sunum gerçekleştirildi. Arşiv yayınlarına ait kitaplar katılımcılara dağıtılmasından sonra Arşiv Müzesi ve arşiv araştırma salonu gezildi. Öğrencilik yıllarımda boş zamanlarımın çoğunu geçirdiğim arşiv binasına bir öğretmen olarak gelmek, burada geçirdiğim günlerin bana katmış olduğu önemli kazanımların meslek hayatıma olan etkilerini hissetmek beni aşırı sevindirdi. Orada karşılaştığım tanıdık yüzlerin olması ve beni unutmayan görevli memur arkadaşların bana selam vermesi ile geçmişten gelen bir mutluluk tebessümü yüzüme yerleşti.




Üçüncü ve son günü seminer programın en farklı günü oldu. Program Topkapı Sarayı Müzesi gezisi ile başladı. Her ne kadar Topkapı Sarayı’na defalarca gitmiş ve hakkında birçok şey biliyor olsam da bu seferki gidişim hepsinden farklı idi. Artık bir tarih öğrencisi değil bir tarih öğretmeniyim ve  600 meslektaşım ile birlikte Osmanlı Devleti’nin kalbini keşfetmeye çıkmıştım. Katılımcılar 50’şer kişilik gruplara ayrıldı ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından ayarlanan rehberler eşliğinde gerçekleşen gezide  gruplara  Topkapı Saray’ı bölüm bölüm gezildi. Bende içinde bulunduğum grupta yeri geldiğince saraya dair bildiğim bazı bilgileri diğer öğretmenlere aktardım. Saray’ın bazı bölümleri restorasyonda olduğu için saray turumuz beklenenden kısa sürdü. Hatıra fotoğrafları çekildikten sonra Gülhane Parkı’nın içerisinde yer alan İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi gezildi. Oradan da Ayasofya Camii’ne geçildi. Caminin ziyaretinden sonra burada Cuma namazı kılındı. Namazın ardından İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü binasında yenilen öğle yemeği sonrasında boğazda tura çıkıldı. Yaklaşık 1 saat civarında süren boğaz turunda önce Avrupa yakası sahilinde bulunan eserler sonrada Anadolu yakası sahilinde bulunan eserler görüldü. Teknenin Eminönü'ne geri dönmesiyle birlikte dolu dolu geçen seminer programı sona ermiş oldu. Ülkenin her noktasından gelen öğretmenler olarak  güzel hatıralar ile görev yerlerimize dönmek için yola çıktık.




Program hakkında genel bir değerlendirme yapacak olursam; kendi açımdan bilmediğim birçok şeyi öğrenmiş oldum. Genç ve tecrübeli öğretmenlerle tanışma imkânı buldum. Tecrübeli meslektaşlarımın anlattıklarından kendime bazı paylar çıkarmaya çalıştım. En çok etkilendiğim noktaların başında ise İstanbul’a ilk defa gelen meslektaşlarımın sayısının oldukça fazla olması gelmekte. Seminer programının başlatılma sebeplerinden birinin bu durum olduğunu bir meslektaşımdan yaptığımız konuşma sırasında öğrendim. Tarih öğretiminde başı çeken tarih öğretmenlerinin yaşamış olduğu bu eksikliğin giderilmeye çalışılması gayet sevindirici. Çünkü altı asıra yakın Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış olan İstanbul’un bizzat gelip görmeyen bir tarih öğretmenin bazı noktalarda eksik olduğunu düşünüyorum.



Konuşma yapan akademisyenlerin tarih eğitimine nerden baktıklarını görmek benim için yeni ufuklar açtı ve yeni bakış açıları kazandım. Benim açımdan oldukça faydalı bir program oldu.

Belirtmeden geçemeyeceğim ki, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü personeline misafirperverlikleri için ayrıca teşekkür ediyorum. Bizzat tek tek öğretmenlerle ilgilenmeleri bizleri oldukça özel hissettirdi.

Her ne kadar ufak tefek bazı sorunlar olsa da Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenlere dair bu tarz programlarının artmasını temenni ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder